Reklam
Amed Gündemi

İRAN’DA HALKLARIN İSYANI VE OLASI SONUÇLARI!- Sinan ÇİFTYÜREK

İRAN’DA HALKLARIN İSYANI VE OLASI SONUÇLARI!- Sinan ÇİFTYÜREK
Reklam

İRAN’DA HALKLARIN İSYANI VE OLASI SONUÇLARI!

Sinan Çiftyürek / canbegyekbun@hotmail.com

 

İran’da halkların, yoksulların, kadınların 28 Aralık’ta; batık krediler, işsizlik, yolsuzluk, hayat pahalılığı gibi ekonomik taleplerle iç içe siyasi özgürlük talepleriyle Meşhed’te hükümet/rejim karşıtı başlattıkları eylemler kısa sürede onlarca kente yayılarak 8. gününe girdi. İran Devrim Muhafızları Komutanı Caferi dün “Bugün fitnenin sona erdiği gündür” derken, Ruhani “gösterilerin birkaç gün içerisinde sona ermesini umduklarını” söyledi. Bu arada İran rejimi, demokratik gösterilere her zamanki gerici-despot yüzünü göstererek silah kullandı, şu ana kadar 29 insan hayatını kaybetti, yüzlerce yaralı, binlerce gözaltı var.

I – Öncelikle belirtelim ki İran halkları, bölgenin en dinamik-devrimci halklarının başında gelir. 1979’a kadar Şah diktatörlüğüne, 79’dan günümüze kadar da aralıklarla Mollaların diktatörlüğüne karşı hep isyan etti. Zaten Meşhed’de 28 Aralık’ta başlayan ve hızla diğer kentlere yayılan gösteriler de, bir süredir devam eden küçük çaplı protesto gösterilerinin aniden genişlemesidir. Molla rejimine karşı da en yakını 2009da olmak üzere birden fazla kitlesel eylemlerle meydanlara inmişti. Yani başta kadınlar olmak üzere, İran halklarının korku duvarını aşmaları yeni değil yıllar öncesine dayanır.

Ancak şimdi devam eden halk isyanı; rejimin ağır saldırılarına rağmen hem kitlesellik hem de coğrafik-kentsel olarak inatla genişleyen gösteriler, başlangıçta ekonomik talepleri de içeren fakat giderek doğrudan rejimi hedef alan radikal siyasal başkaldırıya dönüştü. “Kahrolsun Hamaney diktatörlüğü ilk kez bu netlikle meydanlarda yankılandı! Dikkat edilirse başta genç kadınların başlarında ki eşarbı çıkarıp yüzlerine maske yapmaları olmak üzere gösterilerde “ kahrolsun diktatör”, “kahrolsun Hamaney” sloganları Mollaların oligarşik dikta rejimine açık mesajdır.

II – Halklar, işçiler, kadınlar neye itiraz ediyorlar, ne istiyorlar?

Başta Kürdistan halkının ulusal kendi kaderini tayin hakkı ile kadınlara dayatılan “Ahlak Polisi” uygulaması olmak üzere Mollaların diktatörlüğüne karşı itiraz edecekleri köklü siyasal-ekonomik nedenler var! Özetle işsizlik-yoksulluk-rüşvet-gaspedilen temel hak ve özgürlükler- ırkçı baskılarla eritilmek istenen Kürtler-Beluciler- halkların özelde de kadınların laik cumhuriyet- sosyal adalet-demokrasi talepleri olarak özetlenebilir.

Zaten eylemler de batık kredilerin en yoğun yaşandığı Meşhed, Kum gibi muhafazakar kentlerde ekonomik taleplerle başladı ama kısa sürede siyasal hedeflerin öne çıkması tesadüf değildir. Tam da bu nedenledir ki başkaldırı; ezilen sömürge halkların, kadınların, işçi-işsizlerin, gençlerin temel siyasal hak-özgürlükler uğruna mücadelelerinin ekonomik taleplerle örtüşmesinin biriktirdiği büyük enerjinin dışa vurumudur. Ve bu ilk değildi son da olmayacak!

Atılan sloganlar ve başkaldırının coğrafik haritası dikkate alındığında, başta hem hükümet (reformcu kanat) hem de muhafazakar kanadın birden hedef alındığı görülür. Göstericiler; ekonomik taleplerin hedefine Ruhani hükümetini koyarken; ekonomik yıkım ve yoksullaşmanın ana sebeplerinden birinin de İran’ın bölgesel emperyal politikaları olması nedeniyle doğrudan İslam rejimini hedef almaları doğrudur ve önemlidir. İran’ın bölgesel emperyal siyaseti, dışarıya kaynak aktarımının yanı sıra içerdeki ekonomik maliyeti her geçen gün ağırlaştıran ambargonun da nedeni. Dolayısıyla gösterilerde despotizmin tepesindeki isim Ayetullah Hamaney ile bölgesel vurucu gücünün komutanı Kasım Süleymani’in resimlerinin yırtılması önemli bir siyasal tutum olarak not edilmeli.

Başkaldırı da, Ruhani hükümetinden çok Hamaney ve başında bulunduğu Mollaların dikta rejiminin hedef alınması doğrudur. Çünkü İran’da esas iktidar odağı; cumhurbaşkanı ve kurduğu hükümet değil, tepesinde Doğu Despotizminin tarihsel mirasçısı Mollaların Uzmanlar Meclisi ile başında “Rehber-i Muazzam”ın bulunduğu rejimdir. Cumhurbaşkanı, parlamento ve hükümet bu rejimin bir parçası olarak elbette sorumludurlar ama bilelim ki sivil hükümetin iktidar etme de sınırları dardır. Kısacası halklar, Mollaların kurduğu Şeriat rejiminin diktatörlük gerçeğindeki büyük Şark oyununu görmeye başladığı içindir ki “Kahrolsun Mollaların diktatörlüğü”nü haykırmaya başladı.

III – Başkaldırının bileşenleri…

Öncelikle başkaldırıya katılanların ana gövdesini; bu kez sömürülenler, yoksullar, gençler-öğrenciler, ezilen halk olarak Kürtler, Beluciler ve diğer halkların oluşturması, direnişin sınıfsal niteliğini de oluşturur. Bu tespit temelinde şunu da ekleyelim; Mollaların diktatörlüğünde rahatsız olan herkes başkaldırının bir bileşenidir demek en doğru tanımlama olur. Kimler rahatsız rejimden?

Yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik ve bunlara eklenen batık finans şirketleri mağdurlarının oluşturduğu ekonomik taleplerin belirleyici olduğu kitle; laiklik, özgürlük, adalet, demokrasi gibi temel hak ve özgürlüklerin hareketlendirdiği, ekonomik taleplerin ikincil olduğu genel muhalif siyasal dinamik; rejime karşı ulusal özgürlük talebinin belirleyici olduğu diğer taleplerin buna bağlı geliştiği Kürt halkı başta olmak üzere ezilen-sömürge halklardan oluşuyor. Ki her üçünde de kadınlar ön plandadır. Sadece bu başkaldırı da değil gerek Şah gerekse Mollaların dikta rejimine karşı bugüne kadar gerçekleşen sayısız direniş ve başkaldırı da kadınlar daima değişimin sembolü olarak en ön saflarda yer aldılar.

IV – “Dış düşman işidir” propagandası

Öncelikle İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in, protesto eylemlerini, “ülkenin düşmanlarının para, silah ve ajanlarını kullanarak başlattığı” söylemi; “halk isyanı, İran’ı zayıflatıyor, öyleyse ABD ve İsrail’e hizmet ediyor” tarzı analizler; ya da ulusalcıların “İran’daki sokak hareketliliğinin arkasında dış aktörler var” paylaşımları gerçeği yansıtmadığı gibi İranlı kadınların, Kürdistan halklarının ve işçi emekçilerin on yıllara dayanan direnişlerine de saygısızlıktır. Dahası on yıllardır kadınların, Kürtlerin, işçilerin, genel muhalif devrimci siyasal dinamiklerin kendi bağımsız talep ve çıkarları doğrultusundaki mücadelelerinin inkârıdır. İran halklarının bu muazzam başkaldırılarını, bölgesel-küresel emperyal çatışmalar prizmasından bakıp değerlendirmek saçmadır. Doğrusu, İran rejiminin, ezilen halklarla, kadınlarla, işçi emekçilerle ağırlaşan iç siyasal ve ekonomik çelişkilerinin bir yansıması olarak görmektir.

Başkaldırı da Mollaların rejimi kadar emperyalizme dönük atılan sloganlara yansıyan siyasal duruşun görmezlikten geliniyor. Trump’ın “Rejimin yolsuzluklarından ve ülkenin varlığını yurt dışında terörizme harcamasından bıkmış olan İran vatandaşlarının barışçıl protestolarıyla ilgili bilgiler geliyor. İran yönetimi, kendini ifade hakkı da dahil kendi halkının haklarına saygı göstermelidir” açıklamasına paralel Netanyahu açıklamalarının da eklenmesi başkaldırıda sokağın daralmasına neden olduğunu ve hatta sokakta anti emperyalist sloganlarla da karşılık bulduğunu da görelim.

Eğer 40 yıllık sürede İran halkları, özelde de kadınlar Humeyni-Hamaney diktatörlüğünü yıkamadılarsa, her kalkışmada, Molla rejiminin; “aman dikkatli olalım, emperyalistler iç işimizi karıştırıyor” propagandasının yarattığı manipülasyonun önemli rolü olduğunu da bilelim. Özetle Batı(ABD) iç işlerimizi karıştırıyor” iddiası İran diktatörlük rejimimin iç çelişki ve sorunlarından kaynaklanıp gelişen başkaldırıyı izah etmez!

V – Başkaldırı, muhafazakarlar ile reformcuları birleştirdi.

Halk hareketinin hedefleri özellikle siyasal hedefleri, başlangıçta farklı duran Muhafazakar ile reformcuları başkaldırının bastırılmasında ortaklaştırdı. Bu kaçınılmazdı. Analistler genel olarak “Muhafazakar rejimin yıkılması zor ama ciddi yara alıp Reformcu ekibin elinin güçleneceği söylenebilir” deniyor. Başkaldırının örgütsüzlüğü de dikkate alındığında nesnel olarak böyle bir sonuca yol açabilir. Ancak bilelim ki böyle bir sonuç yani rejimin reformcu kanadının güçlenerek çıkma ihtimali, başkaldırının belirlenmiş hedefi değildir.

Burada asıl mesele başkaldırının örgütsüzlüğü gerçeği ile yüzleşiriz. Nasıl ki 1979’da Şah rejimine karşı ayağa kalkan halklar ve işçi sınıfı mücadelesi; demokrat, sol, sosyalist hareketin örgütsüzlüğü nedeniyle Mollaları iktidara taşıdıysa benzer bir durum yine yaşanabilir ve bu kez bu reformculara yarayabilir. İran’da 1979’da ne olmuştu? Hakkında çok şey yazıldı ama bunlardan biri olan, “Nasıl yapılamadı/İran’da Solun Yenilgisi” adlı Maziar Behrooz’un kitabında görebiliriz. Biliyoruz ki İran halkları laik Doğu Despotu Şahın faşist ırkçı rejimine karşı mücadele etti ve yıktı ama devrimci yurtsever muhalefetin yanlış politikaları ve örgütsüzlüğünün zayıf oluşundan, beterin beteri olan Molla rejimi iktidar oldu. Şimdi Şah ailesinin pusuda beklediği haberleri geliyor aman haa!

Beklentimiz odur ki bu kalkışma, sadece Molla rejiminin Muhafazakar kanadını geriletmek ve Reformcuların elini güçlendirmekle sınırlı sonuçlara yol açmasın. Daha ileri giderek Mollaların diktatörlüğünün yıkılması hedefinde ciddi yarıklar oluştursun. Yani dün Muhafazakarların da desteğini alarak seçilen Ruhani’nin bu kalkışmayı kendi iktidar alanını genişletme aracı olarak kullanmasına izin verilmesin!

VI – Kürdistan halkları ulusal talepleriyle isyanın bir parçasıdır

Önce Şah rejimine karşı sonra Mollaların rejimine karşı ulusal bağımsızlığı için daima ayakta olan Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi gerçeği vardı, bugün de var. Ulusal demokratı, yurtseveri, komünisti ile Kürdistan ulusal hareketi bugün de rejimi zorlayan dinamiklerin başında gelir. Tam da bu nedenle Mahabat’tan beri ırkçı rejim her defasında katliamları da içeren ağır saldırılarla Kürt halkına saldırmıştır. Bugün de Besiçler ile Devrim Muhafızları ağır saldırılarını Kirmanşah’ta gerçekleştirdiler.

Özetle, Kürdistan halkı, ulusal özgürlük taleplerini başa alarak sadece Hasan Ruhani hükümetine değil esas Molların oligarşik sömürgeciliğine karşı sokaktalar, dağdalar. Küresel ya da bölgesel herhangi bir emperyalist devletin çıkar prizmalarından Doğu Kürdistanlı halkımızın mücadelesini değerlendirmek, en hafif deyimle siyasal körlük olur.

Bu arada şunu da geçerken not edeyim; İran’ı antiemperyalist görmek isteyenler; başta Kürtler olmak üzere ezilen sömürge halklara ve bölgesel emperyal adımlarına baksın. Başkaldırıya katılan Doğu Kürdistan halkının ulusal özgürlükleri için verdikleri mücadele de İran sömürgeciliğinden neler çektiklerine baksın! İran Mollalarının Qasımlo ve Şerefkendi suikastlarına baksın! Sınırları ötesinde Irak-Suriye-Kürdistan-Lübnan-Yemen’de emperyal hesaplar peşinde koşan uygulamalarına baksın! İran rejimini antiemperyalist görmek sol ulusalcıların züğürt tesellisidir. İran, bugün İspanya, Hollanda, Danimarka, Almanya’yı cebinde taşıyacak kadar sömürgeci-emperyal politika ile uygulamalara sahiptir.

VII – Bölgesel Etkileri                                           

Başkaldırının bölgesel etkileri, rejim üzerinde yaratacağı sonuçlara bağlıdır. Mollaların rejimini devirmesi ya da ciddi gedikler açarak zayıflatılması veya rejimin Muhafazakar kanadını zayıflatırken reformcuları güçlendirmeye yol açması farklı durumlar elbet farklı sonuçlara yol açacaktır. Ama sonucu ne olursa olsun, İran’ın emperyal bölge siyasetinde gerilemeye yol açacaktır. Halkların gösterilerde, “Lübnan-Suriye’yi bırak dön bir de bize bak” haykırışının illa ki rejimin bölgesel emperyal siyaseti üzerinde bir etkisi olacak ve bu olumludur. Demem o ki, İran halkları, işçi emekçileri Mollaların dikta rejimine başkaldırmakla sadece kendi hak ve özgürlükleri, kendi yaşamsal ekonomik hakları ve demokrasi, eşitlikleri için değil başta Kürdistan olmak üzere bölge halklarının da nefes almasına katkı yapacaklar!

İran’ın (ve Türkiye’nin) bölgede zayıflayarak kendi sınırlarına çekilmesi yani Yemen’den, Irak’a ve Suriye’den Lübnan’a varana kadar bölgeden geri çekilmesi veya zayıflaması bölge barışının de yararınadır. Örneğin Rus uzmanın Rusya’nın çıkar gözlüğünden;

“Birinci senaryo: İsyanlar tüm ülkeye yayılarak İslam Devrimi Muhafızlarını etkisiz hale getirdikten sonra İslam rejimini deviriyor. Geride kalan İslam ülkeleriyle şimdiki etki savaşına son verilerek, Suriye’ye gönderilen devrim muhafızları geri çekiliyor. Karada desteksiz kalan Şam yönetimiyle Rusya, kısa sürede şimdiki etkisini kaybediyor. Beşar Esad ise Tahran’daki rejimin ardından sayılı gün içerisinde devriliyor.

İkinci Senaryo: İran rejimi ayaklanmaları kuvvet kullanarak bastırıyor. Ancak isyan iç savaşı andıran süresiz hal alıyor. Tıpkı 2011 yılında Suriye’de olduğu gibi. İran rejimi içte gücünü arttırmak için Suriye, Irak ve Lübnan’a gönderdiği İslam Muhafız ordularını geri çekiyor. Neticede Rusya açısından sonuç aynı. Sadece zaman içerisinde yayılmış oluyor. İran’ın silahlı desteği kalmayan Beşar Esad devriliyor. Rusya’nın etkisi de onunla birlikte yok oluyor.” (Hürriyet 03.01.2018) Her iki olasılık da Rusya’nın değil ama bölge halklarının ve barışının yararınadır.

VIII – Türkiye’ye olası etkileri

İran’da devam eden olaylarla ilgili Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama geldi. Açıklamada, “Huzur ve istikrarın korunmasına önem atfediyoruz” denildi. Erdoğan’da Ruhani ile yaptığı görüşmede İran’ın huzur ve istikrarına vurgu yaptı. Yani bölgesel Şii-Sünni hegemonya hesapları şu aşamada tali planda her iki rejim aralarındaki çelişki ve bölgesel hesaplara rağmen başta Kürdistan gibi ortak paydaları nedeniyle karşılıklı istikrarlarına dua ediyorlar. Elbette AKP’liler “bize etkisi ne olur” korkusunu da yaşamaya başladılar. Öyle ya kendileri Türkiye’de kadını türbana zorlarken, Diyanet İşleri Başkanlığı başka işi yokmuş gibi 9 yaşındaki kız çocuğa evlenebilir fetvasını çıkarırken; İran kadını ise Şeriat rejiminde türbanı fiilen yırtıp attı ve şimdi resmen de rejime kabul ettirme mücadelesini veriyor.

AKP iktidarı, İran’dan ders çıkarmazsa; OHAL-KHK uygulamalarıyla dikta rejimde ısrar ederse; Kürtlere-halklara-inançlara Türk-İslam sentezi tekçi deli gömleğini giydirme de ısrar ederse; yani “Ahlak Polisi” rejiminden ders çıkarmazsa…er-geç halkların-yoksulların devrimci kalkışmasıyla yüzleşir.

Sonuç olarak; Başta Dünya kamuoyunu, devrimci-ilerici güçleri İran halklarının özgürlük, adalet, demokrasi, eşitlik mücadelesiyle dayanışmaya; Devrim Muhafızları ile alt kolu Besiçlerle saldırıya geçerek can alan-yaralayan-gözaltına alan İran rejimine karşı uluslar arası kamuoyunu tutum almaya çağırıyoruz. 04.01.2018

Bu yazıda yer alan fikirler yazarın kendi fikirleridir, amedgundemi editöryal fikirlerini yansıtmayabilir.

 

 

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ