Reklam
Amed Gündemi

DİYARBAKIR HALKOYUNLARI – Ferat DİCLE

DİYARBAKIR HALKOYUNLARI – Ferat DİCLE
Reklam

DİYARBAKIR HALKOYUNLARI

Ferat DİCLE

Diyarbakır çok zengin bir kültüre sahip olmasının yanında zengin bir folklore ve zengin halkoyunlarına sahiptir. Halk arasında yaklaşık olarak 52 oyun olduğu söylenmektedir.

Bu oyunlar genelde davul zurna eşliğinde çeşitli el, kol ve ayak hareketleri ile, ileri ve geri giderek, etrafında dönerek birlikte ve yan yana oynanarak ve aynı zamanda bireysel sololar çekilerek oynanır.  Solo çekilirken; bireylerin kendi hünerlerini solo çekerek gösterme şeklinde oynanan oyunlardan, çok güzel haz alarak yapılan eğlence şekli ve aynı zamanda sosyal bir paylaşım alanında  olan aktivitelerdir. Yörede oyunlar ağır tavırlardan başlayıp, hızlanarak devam eder. Oyun Formları genelde;

  • Düz Çizgi
  • Karşılıklı iki düz çizgi,
  • Yarım daire,
  • Daire formundadır

Türkiye halkoyunları federasyonunun tekleştiren ve Türkleştiren politikalarından kaynaklı olarak, Diyarbakır yöresi bu oyunları tek başına sahiplense de, bu oyunların birçoğu sadece Diyarbakır’a ait demek yanlış bir siyasetin ürünüdür. Bu oyunlar sadece diyarbakıra ait değildir, bölgenin ortak kültürüdür. Aynı oyunlar komşu illerde de oynanmaktadır. Aslında yukarda söylediğimiz 52 oyun Kürt coğrafyasının ve Mezopotamya’nın ortak kültürüdür. Amedliler bu ortak kültürün sadece 52 oyununu bilmektedir diyebiliriz. Bingöl (Çewlég) yöresinde oynanan oyunların neredeyse tamamı Diyarbakır’da da oynanmaktadır. Bingöl yöresi, Aynı figürü sadece farklı bir tavırla oynamaktadırlar. Yine Amed’de oynanan DIZO oyununu, Rıha (urfa), Semsur(Adıyaman) gibi şehirlerde de oynanmaktadır. Aralarında ki tek fark, aynı figürü farklı bir tavırla ve nüansla oynamaktadırlar. Yine örneğin Kadın halayını (Govend), Kürt coğrafyasının neredeyse her tarafında oynandığını görmek mümkündür. Bu oyuna her ne kadar Kadın halayı dense de, bölgede Hem erkeklerin hemde kadınların birlikte oydadıkları isminede Govend dedikleri bir oyundur.Bunun gibi birçok oyun isimleri ve tavırları, Türkiye Halkoyunları Federasyonu’nun politikalarından ve yarışma kurallarından kaynaklı bölgedeki çalıştırıcıların yarışmalarda derece almak vb nedenlerden kaynaklı maalesef tahribata uğramışlardır diyebiliriz.

Türkiye halkoyunları arşivlerine baktığımızda Diyarbakır yöresinin halkoyunlarının 1940’larda oynanan oyunlar ile günümüzde oynanan oyunlarına baktığımızda;

Gerek tavırlarda gerekse de nüanslarda ciddi tahribatların olduğu rahatlıkla göze çarpmaktadır. Diyarbakır Yöresi oyunları, Türkiyede ki halkoyunları arasında en otantik yapıya sahip illerin başında olmasına rağmen ciddi tahribatların olduğu bilinen gerçeklerdir. Bu Tahribatların en büyük kaynağı Türkiye Halkoyunları Federasyonu, ikinci kaynak sebep ise Yörede çok şeyi bildiğini zanneden ama ciddi tahribatların kaynağı olan, çok bilen yerel çalıştırıcılardır.

Tabi bütün bunların ana sebebi Türkiye de ki Kültürel tektipleştirme ve Türkleştirme siyasetinin sonuçlarıdır.

Kültürel ve folklorik değerler; doğal olarak toplumların gelişmesinde, ortak değerlerin yaratılmasında, oluşan değişim ve dönüşümleri de içine alarak yarattığı ortak değerlerin toplamıdır.

Halkoyunları da, yaratılan bu değerler sonucu oluşan, acılarının, gözyaşlarının, verdikleri savaşları, galibiyetlerini, mağlubiyetlerini, insana bakışlarını, barışlarını kısacası hayatlarındaki birçok kesitlerini ifade ederken, oynadıkları oyunlara yansıtmışlardır. Elbette ki birbirine yakın olan, özellikle teknolojinin, kitle iletişim araçlarının az olduğu dönemlerde birbirine yakın olan coğrafyalar ortak değerleri yaratacaklardır.

Bu oyunlar köklerini;

bu oyunlar köklerini; Mezopotamya’nın 12 000 yıllık geçmişinden, Ergani deki Neval’a çoliden, 4000 yıllık Saburi-Hurri, Mittani Medeniyetinden, 3000 yıllık Med ve Pers uygarlığından, 2300 yıllık Makedonyalı İskenderden ve Selevkos’lardan, 2000 yıllık Roma uygarlığından, 1400 yıllık Emevi ve Abbasi’lerden, 1150 yıllık Şeyhoğulları, 1100 yıllık Hamdiniler, 1050 yıllık Büveyhoğullarından alan kent ayrıca Eyyübiler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı uygalığından almıştır. Yoksa Etnik, Tekçi Türk siyasetinden almamıştır köklerini.

Bunu özellikle yörede bu oyunları çalıştıran her çalıştırıcı antrenörün bilmesi gereken olgulardır.

Bugün bu söylenen oyunlardan (Diyarbakır Halkoyunları) biz ancak 39 tanesinin ismini tespit edebildik.

Birçok medeniyete beşiklik etmiş, uluslar arası yarışmalarda dünya birinciliği almış, Anadolu coğrafyasının en otantik oyunlarına sahip ‘Diyarbakır Halkoyunları’ çok zengin ve çeşitlidir.

Bu oyunlar;

  • 1-  Keşo (graniya Işk)                      21-         Kartal
  • 2-  Delilo (Grani-Şirwani)              22-         Gür u Pez (Kurt ile Kuzu)
  • 3-  Halay (Govendi)                         23-         Süwari
  • 4-  Esmer (Harrani)                         24-         Buka Barané (göçme gelin)
  • 5-  Tek Ayak (Şuşani)                      25-         Kamçı
  • 6-  Çift ayak (Dünıg)                        26-         Dız u Pez (Hırsız- Koyun)
  • 7-  Çaçan                                            27-         Kelek (Sal)
  • 8-  Çepık                                             28-         Çotu-Mendal
  • 9-  Dızo                                               29-         Sinor
  • 10- Şur u Metal                                  30-         Başak (Tırpan)
  • 11-  Teşi                                                31-         Kose (Oda oyunu)
  • 12-  Donduran                                     32-         Apé Mus (Oda oyunu)
  • 13-  Meyremo                                      33-         Cirit
  • 14-  Kadın Halayı (Govenda Jına)  34-         Apé Farıs (Oda oyunu)
  • 15-  Kadın delilosu (Graniya Jına)  35-         Gür u Rovi (Kurt ve Tilki)
  • 16-  Papuré                                           36-         Keçe oyunu (Oda oyunu)
  • 17-  Keçtandi                                        37-         Hasat
  • 18-  Béri                                                38-         Pepuk
  • 19-  Heftano                                         39-         Ewware
  • 20-  Gelin Uğurlaması

Bu oyunlardan, halk arasında en çok oynanan, genelde ulusal ve uluslar arası yarışmalarda oynanan ve en çok tercih edilen oyunlar sırasıyla

  • 1-  Keşo (graniya Işk)                                10-         Meyremo
  • 2- Delilo (Grani-Şirwani)                         11-         Kadın Halayı (Govenda Jına)
  • 3- Halay (Govendi)                                    12-         Kadın delilosu (Graniya Jına)
  • 4- Esmer (Harrani)                                    13-         Gelin uğurlaması
  • 5- Tek Ayak (Şuşani)                                 14-         Gür u Pez (Kurt ile Kuzu)
  • 6- Çift ayak (Dünıg)                                   15-         Çotu-Mendal
  • 7- Çaçan                                                       16-         Ewware
  • 8- Çepık                                                        17-         Şur u metal
  • 9-  Dızo                                                          18-         Teşi oyunlarıdır….

Bu saydığımız oyunları yörede çok kişi rahatlıkla oynayabilmektedir. Diğer oyunlar bu saydığımız oyunlara nazaran daha az oynanmaktadır, yada bazı oyunlar unutulmayla yüz yüzedir. Bugün bu oyunlarla, Türkiye Halkoyunlarının belirlediği kriterlere göre yarışmalara iki katogoride katılmaktadır.

  • Geleneksel (Otantik) Dalında: Oyunların yörede geleneksel olarak doğal, ve bilinen haliyle (formuyla), düzenleme yapılmadan oynanmasıdır.
  • Düzenleme Dalında : Geleneksel oyun ve müziklerin, figürün formunu bozmadan, gerek müzikte gerekse de sahnede çeşitli çizgi ve şekiller ekleyerek sahne formlarında düzenleme yapılıp oynanmasıdır.

 

 

OYUNLARIN ÇIKIŞ ÖYKÜLERİ VE YÖREDE OYNAMA BİÇİMLERİ

1-KEŞE-O

Bu oyununu temel özelliği sadece diyarbakırda ve sadece erkekler tarafından oynanmasıdır. Diyarbakır yukarıdada saydığımız bir çok medeniyete ve uygarlığa beşiklik etmiştir. 20. Yüzyılın başlarına kadar binyıllarca farklı inanç ve etnik gupların bir arada yaşadığı mozaik bir şehirdir.bu oyun delilo oynamak isteyen sarhoş bir hristiyan din adamının taklit edilmesiyle nedeniyle oynanan bir oyundur.

Bu oyun delilo2nun ayak vuruşlarıyla aynı olup, sadece ağır bir tempoda oynanarak, ufak bir değişiklikle,  Oyunun başlangıcında, Sağ ayak topuğu sol diz altına vurulup öne vererek ve devamında delilonun aynı adımlarıyla oynanan bir oyundur.ellerin tutuşu serçe parmaklarıyla birbirine kenetleyerek  kollar baş seviyesindedir. Eller serçe parmaklarda birleşik kollar baş seviyesindedir. Sağ ayak topuğu sol diz altına vurup sağ ön vereve atılmasından sonra, sol, sağ ve sol topuk öne vurulup adımlar bu defa geri atılır. Bu arada kollar ayakla uyumlu bir şekilde aşağı yukarı iniş-çıkışlar gösterir. Önden geriye gelirken ayaklar önce sol, sağ, sol geri atılacak şekildedir. Oyun tekrar sağ ayakla öne ve diz altına topuk vurulup icra edilir.

2-DELİLO (GRANİ-ŞİRWANİ)

Bu oyun kentte yaşam süren tüm uygarlıkların özelliklerini kendine özgü bir biçimde yansıtmıştır. Bu oyunda sevgi, saygı, hoşgörü, coşku ve birlik beraberliği görebilmekteyiz. Yörede insanlarına göre bu oyunun birkaç farklı içeriği mevcuttur. Bu oyun kimine göre tarlada bereketli olan bir dönem sonrası sevinç oyunu, kimine göre ise kına, düğün, bayramlarda karşılıklı maniler şeklinde atışılarak ortama neşe katma amaçlı bir oyun şeklidir. Çeşitli görüşler olması aslında ayrı varyantlardır çünkü sonuç olarak aynı noktaya varıyoruz.

Yani bu oyun oynandığı mekana göre sözlü ya da sözsüz olup, kentte yaşam süren tüm uygarlıkların izlerini yansıttığı gibi, bulunan ortama birlik, beraberlik ve mutluluk katar.

Yörede bu oyuna Gırani, Aslanvari, Şervani ve Koçeri gibi isimlerde verilmektedir.

Oyun sağ ayağın sağ ön vereve atılmasıyla başlar. Öne giderken sağ, sol, sağ ve sol ayağın topuğunun yere vurulup atılması, geriye dönüş sol, sağ, sol ve sağ ayağın taban vurulmasıyla devam eder.

Oyun esnasında ekip başındaki oyuncu soloya çıkarak kendi yeteneğini sergiler ama solo sırasında önemli olan oyuncunun hem müzik hem de ritimle uyumlu olmasıdır. Türkülü bir oyun olduğundan, grup sayısı fazla olursa karşılıklı türküler söylenerek de oyun icra edilebilir.

3-GOVEND (HALAY) 

Bu oyunda yörede karşılıklı yaşanılan sevgiler anlatılmıştır, hatta bu sevgiler için oyuna birçok türkü yakıldığı söylenilmektedir. Yörede insanların birbirine karşı duydukları sevgileri hem oyunla hem de oyun içerisinde söylenen türküyle icra etmesi, çok yaygın olan halay oyununa ayrı bir güzellik katmıştır. Halayı ekibin başındaki oyuncu elindeki mendil ve ses komutuyla yönetir. Bu oyunda ekip başı soloya çıkarak, müzik ve ritm eşliğinde kendi maharetini sergiler. Halaylarda coşku, mutluluk ve canlılık ön plandadır.

Erkek ve kadın halayı olmak üzere ikiye ayrılır. Erkek halayında, sağ ayağın tabanının yere vurulup, sol ayağın öne çıkması, sol taban vurup sağ ayağın öne çıkmasıyla oyuna giriş yapılır. Ardından dört diz kırıp, üç diz çekmeyle oyun seyir gösterir. Sağ ayağın tabanının yere vurulup, sol ayağın öne çıkması, sol taban vurup sağ ayağın öne çıkmasından sonra, sağ ayak topuğuyla yere üç defa vurulur.

Daha sonra sol ayağın sağ tarafa savrulup öne atılmasıyla devam eder. Bu adım cümlesi ekip başının vereceği komuta kadar devam eder. Komut geldikten sonra aynı adım cümlesi üçüncü komuta kadar tekerrür eder.

Üçüncü komuttan sonra geriye sol, sağ, sol ayak atılır ardından sağ taban basıp sol ayağın, sol taban basıp sağ ayağın öne çıkmasıyla icra edilir. Eller gözükmeyecek şekilde parmakların iç içe geçirilmesiyle oyuncuların arkasında tutulur.

Yörenin en çok oynanan ve en çok sevilen oyunlarındandır. Kadın halayı ise ilerde Kadın Halayı adlı oyun kısmında anlatılmıştır.

4-HARRANİ (ESMERİM) 

Yine bu oyunla ilgilide yöredeki mahalli kişiler tarafından ortaya çıkan esmer kızlara duyulan sevginin türkü eşliğinde anlatımıdır. Eski zamanlarda yörede bir erkek ve bayanın görüşmesi bugünkü kadar rahat değilmiş, yani birbirine sevgi besleyen insanlar bunu çok rahat dile getiremezmiş. Bu yüzden birbirlerine karşı duyulan bu sevgiyi nişan ve düğün gibi eğlence ortamlarında esmerim oyunu oynarken söylenen manilerle dile getirmişlerdir. Oyunun kendine ait türküsü ve bu türkünün birkaç değişik varyantı mevcuttur. Bazı mekanlarda türkü söyleyerek de oynanan bir oyundur. Yöre oyunları içerisinde farklı bir yeri bulunan Harrani oyununun bir başka adı ise Esmerimdir.

Sol ayağın öne topuk vurup, geri çekilmesiyle başlar. Ardından sağ, sol, sağ ayak geriye çekilir ve sonra en son geriye çekilen sağ ayağın yerine gelmesiyle iki diz birden kırılır. Bu adım cümlesi oyunun yerinde olan adımıdır. Öne iki değişik çıkışı ve geri gelişleri mevcuttur. Birinci çıkış sol ayak topuğu öne vurulup öne atılır. Ardından sağ, sol adım atılıp durulur, yanına sağ gelince iki diz birden kırılır. İkinci çıkış ise sol topuk öne vurulup öne adım atılır, yanına gelen sağ ayak yerinde, topukla önce öne sonra yana vurulup yerine gelince de iki diz birden kırılır. Geri gelişler ikisinde de aynı olup sol topuk öne vurulur ve geriye sol, sağ, sol adım atılır, sağ ayak sol ayağın yanına gelince iki diz tekrar kırılır. Kol tutuşları Govend (Halay) oyunundaki gibidir.

5-ŞUŞANi (TEK AYAK) 

Bu oyunumuz genelde kırsal kesimde gruplar tarafından karşılıklı atışma şeklinde oynanan bir oyundur. Halay oyunuyla benzerlik gösteren adım cümleleri olsa dahi, kendine ait figürler olup, bu figürlerde en büyük özellik ise figürlerin kesik kesik olmasıdır.

Bu oyunumuz tek bir ekip şeklinde oynanılabildiği gibi, bir gurubun öne çıkarken diğerinin geriye adım atması daha sonra bu işlemin tersi uygulanarak devam etmesi de yörede mevcuttur.

Sol topukla öne topuk vurulup geriye taban çekmesiyle başlayıp yerimizde sağ, sol ayak hareket ettirilir. Daha sonra sağ diz önden yerine çekilerek oyun seyir eder. Komutla sol topuk öne vurulur, sağ topukla ise yere iki defa yarım daire çizilecek şekilde vurulur ve halay savurması yapılıp öne çıkılır. İkinci bir komut gelene kadar hamle yapılır. Geri geliş sol topuk öne vurulur ve geri atılırken sağ,  sol, sağ diz çekilir. Kollar Govend (Halay) tutuşunun aynısıdır.

6-DU-NIG (ÇİFT AYAK) 

Yörede bu oyun hakkında fazla teorik bilgi bulunmamakla beraber bu oyunumuz arada küçük nüanslar dışında hemen hemen tek ayak oyunuyla aynı seyri gösterir. Yine bu oyunumuzda tek bir ekip şeklinde oynanılabildiği gibi, bir gurubun öne çıkarken diğerinin geriye adım atması daha sonra bu işlemin tersi uygulanarak devam etmesi de yörede mevcuttur.

Oyunda sol topukla öne iki defa topuk vurulup geriye taban çekmesiyle başlayıp yerimizde sağ, sol ayak hareket ettirilir. Daha sonra sağ diz önden yerine çekilerek oyun seyir eder. Öne Komutla sol topuk iki defa yere vurulur, yerinde sağ ayak üç topukla yarım daire çizer. Sol ayak sağa iki defa halay savurması yapar ve ikinci komuta kadar öne gidilir. Geri geliş ise sol ayak topuğu öne iki defa vurulup geri çekilir, ardından sağ, sol, sağ diz çekilir. Bu oyunda da kollar Govend (Halay) tutuşundaki gibidir.

7-ÇAÇAN

Bu oyunda ise bir kıza aşık olan erkeğin sevgisini oyunla anlatması görülmektedir. Oyun, adını erkeğin aşık olduğu kızdan alır. Çaçan adındaki bayan köyde kuyuya gidip kuyudan su çekerken bir ara kuyuya düşer gibi oluyor ve bunu gören erkek koşarak Çaçanı kurtarmaya çalışmıştır. Oyun içerisinde yapılan hızlı çapraz adım cümleleri kuyuya düşmek üzere olan Çaçanı kurtarmaya doğru koşmayı anlatıyor.

Daha önceki zamanlarda oyunun çökme adım cümlesi var iken değişik sebeplerden bugün oyunda çökme adım cümlesi görülmemektedir. Yörede bu oyunun türküsü de mevcuttur, birçok yerde türkü eşliğinde oyun icra edilmektedir. Govend (Halay) oyununa benzerlik göstermekle beraber kendine özgü değişik adım cümleleri de göze çarpmaktadır.

Halay oyunundaki gibi sağ ayağın tabanının yere vurulup, sol ayağın öne çıkması, sol taban vurup sağ ayağın öne çıkmasıyla oyuna giriş yapılır. Sonra yerimizde dört diz kırıp, dört diz çekme işlemi seyir gösterir, komutla sağ taban basılıp sol adımın, sol taban basılıp sağ adımın öne çıkmasıyla başlar. Sağ ayak yerinde üç defa topuk vurarak yarım daire yaptıktan sonra öne taban basar. Yerinde üç defa tabanla ayaklar yer değiştirecek şekilde çapraz adım yapılır. Sonra komut gelene kadar öne çıkılır. Geri geliş ve kol pozisyonları Govend (Halay) oyununun aynısıdır.

8- ÇEPİK

Oyun adını iki elin birbirine vurmasından alır. Oyunda yöredeki kişiler ya da topluluklar arasında çıkan kavgaların taklit edilişi anlatılmıştır. Bu çıkan kavgalarda herkes kendisini ve ailesini korumak için var olan el ve bilek gücünü ortaya koyar. Oyunda birbirine yakın figürlerle üç ayrı adım cümlesi görülür. Birinci adım cümlesinde yürüyerek kavgaya davet etme, ikinci adım cümlesinde eşleşme, üçüncü adım cümlesinde ise eşlere arasında çarpışma seyir gösterir. Erkeklerin daha çok oynadığı tatlı-sert bir oyun olup bayanlar oynadığı takdirde bayan bayana eşleşme söz konusudur. Eski zamanlarda ise bayanlar çepik oyunu oynamaz, bu oyunu erkekler icra ederken erkeklerin arkasında bulunan bayanlar kavganın bitmesi için feryat eder, hatta kavganın bitmesi için yörede namus sayılan bayan tülbendini kavganın ortasına atar ve kavga sona erer. Yöre oyunları içerisinde eller serbest şekilde oynanan oyunlardan biridir. Erkeklerin ve bayanların tavırları birbirinden net bir şekilde farklılık göstermektedir.

Oyunda eller serbest şekilde ayak ise öne önce sağ sonra, sol adım atılıp ardında sağ topuk sol parmak ucunun yanına sol topuk ise sağ parmak ucunun yanına topuk vurup ayak öne adım atar. Sağ topuk vurulduğunda bileklerde güç toplanır. Sol topuk vurulduğu anda ise alkış yapılır. Böyle oyun devam ederken kişiler eşleşir oyun karşılıklı el vurulup, dönülerek icra edilir. Eller serbest, oyun alanı geniştir.

9-MERYEMO 

Bu oyun kimine göre insanlar arası ilişkiler, sevda, mutluluk ve coşkudan ortaya çıkmış, kimine göre isminden de anlaşılacağı gibi bir bayana olan sevgiden ortaya çıkmış bir oyundur. Meryem adındaki bir bayana duyulan sevgi anlatılmıştır. Yine sonuç olarak şu kanıya varıyoruz ki bu oyunumuzda yörede sevinç, mutluluk ve sevdalardan ortaya çıkıp bugünlerimize kadar gelmiştir.

Oyunda önce sağ ayağın sağ ön vereve atılması ardından sol ve sağ ayaklar sağ ön vereve atılır. Sağ ayak yere taban bastığında sol sağa doğru savrulur hemen ardından sol yerine taban bastığında ise sağ sola doğru savrulur. Oyun böyle devam eder. Eller avuç içlerinden tutulup yarım veya tam daire formunda oynanır.

10-PAPURE 

Bu oyun insanlar arası ilişkiler, sevda, mutluluk ve coşkudan ortaya çıkmıştır. Bu oyun Meryemo oyununun bir başka varyantı olup içinde halay oyunun adımlarını da görmek mümkündür. Bu oyunda ciddi anlamda bir sürat ve sert adım figürler görmek mümkündür. Yine bu oyunumuzda geçmişten günümüze kadar gelmiştir.

Oyunda önce sağ ayağın sağ ön vereve atılması ardından sol ve sağ ayaklar sağ ön vereve atılır. Sağ ayak yere taban bastığında sol sağa doğru savrulur hemen ardından  sol yerine taban bastığında ise sağ sola doğru savrulur. Oyun böyle devam seyir gösterirken daire içine önce sağ sonra sol adımla hamle yapılır,  yerinde dört diz kırma, dört diz çekme ile seyir gösterir. Komutla sol ayak öne çıkarılır, sol yerine çekilirken sağ ayakla öne çift düşülür. Yerinde çapraz adım cümlesi yapılarak sağ vereve önce sağ sonra sol ayak atılarak sağ ayak yere taban bastığında sol sağa doğru savrulur hemen ardından sol yerine taban bastığında ise sağ sola doğru savrulur oyun böyle devam eder.
Eller omuz başlarından tutulur yarım ya da tam daire formunda oynanılır.

11-DÜZO 

Bu oyun yörede insanlar arasındaki sevgiyi anlatmaktadır. Bir erkeğin bir bayana olan sevgisi ana tema olup, kendine ait başta ağır daha sonra hızlı olacak şekilde iki ayrı adım cümlesi görülmektedir. Yörede bu oyunun türküsü de mevcuttur, birçok yerde türkü eşliğinde oyun icra edilmektedir. Bölge civarında, halk oyunlarının sınır tanımamız’lığından ötürüdür ki yakın çevre ilerde bu oyun görülmüştür.

Yerinde önce sağ sonra sol ayak şekilde sekme figürleri yapılarak başlanır. Daha sonra öne doğru önce sağ ayak ardından sol ayak atılacak şekilde oyun ekip başından gelecek komuta kadar devam eder. Ön tarafta ise oyun bir anda hem adım cümlesi hem müzik ve ritim olmak üzere hızlanır. Aynı adım cümlesinin hızlısı seyir gösterir, diğer komut geldikten sonra oyun ilk baştaki yavaş olan adım cümlesiyle geriye doğru devem eder. Bu oyunda yine eller Govend (Halay) oyunundaki tutuşla aynıdır.

12-KADIN DELİLOSU (GRANİYA JINA)

İsminden de anlaşılacağı gibi bu oyun sadece bayanlara özgü bir oyun olup, erkek Delilosuyla ciddi farklılıklar gösterir. Hem merkezde hem de birçok kırsal kesimde icra edilmektedir. Yine bu oyunumuzda yörede sevinç, mutluluk ve coşkulardan çıkmış olup, bugünlerimize kadar gelmiştir. Bu oyunda ciddi anlamda bayana yakışacak bir zariflik mevcuttur. Bu oyun erkek Delilosuna göre daha ağır oynanır.

Bu oyun sağ ayağın sağ ön vereve atılmasıyla başlar. Ardından sol ayak atılır ve sağ ayak yere sürterek geri çekilir. Öne ise sol topuk vurup geriye atılır hemen ardından geriye sol, sağ, sol ayaklar atılır ve son olarak sağ taban vurup tekrar sağ ön vereve hamle yaparak oyun başa döner. Eller serçe parmaklardan tutulup, yarım daire formunda oynanır.

13-ADIN HALAYI (GOVENDA JINA)

Bu oyunumuzda yörede sevinç, mutluluk ve coşkulardan çıkmış olup, bugünlerimize kadar gelmiştir. Kendine has tavırları, diz kırması, omuz sallamasıyla maharet gerektiren bir oyundur. Oyun içerisinde belirgin bir şekilde, sürat ve canlılık göze çarpmaktadır. Yine bu oyunumuzda sadece bayanlara özgü bir oyun olup, merkez ve kırsalda oynanmaktadır.

Bu oyunda sağ ön vereve sağ ile adım atılır. Ardından sağ, sol sonra sağ basılıp sol diz, sol basılıp sağ diz çıkarılır. Komutla aynı şekilde öne ve geriye hamle yapılır. Eller bellerden saracak şekilde tutulup önce düz daha sonra sol ayak vuruşuyla yarım daire formunu alarak oynanır. Bu oyunumuzda yine kadınlara özgü olup erkekler tarafından da icra edilir.

14- TEŞİ (KADIN) 

Eski zamanlarda şimdiki kadar gelişmiş alet ve makineler olmadığından, teşi aleti ciddi anlamda iş gören bir aletmiş. Bu oyunda kırsal kesimdeki kadınların keçi ve koyun kıllarını teşi denilen aletle yün haline getirmesi anlatılmıştır. Bayan oyunu olup erkeklerde bayanları taklit etmişlerdir, erkeklerin de oynadığı bir teşi oyunu mevcuttur, ilerde anlatılmıştır.

Bu oyun sağ ayağın yürüme adımı gibi öne atmasıyla başlar, arkasından sol, sağ, sol… Şeklinde yapılacak sahne çizgilerine göre devam eder.

Ayaklar böyle hareket halindeyken elle ise sol el yukarda teşi ipini tutar sağ el ise teşi’yi çevirir, bu arda sağ el teşi’yi çevirdikten sonra sol elin altından keçi kıllarını yün haline getirmeye çalışır.
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir.

15-BERİ 

Bu oyunumuzda kırsal kesimdeki bayanlarımızın süt sağması olayıdır. Oyunda süt sağmaya gidiş, süt sağma ve bu olaydan dönüş hareketlerle ifade edilmiştir. Tamamıyla bayanlara özgüdür. Oyun içerisinde oyuncunun kendine has tavır ve mimikleri mevcut olup, oyuncunun kendi mahareti ön plandadır.

Oyun sağ ayağın yürüme adımı gibi öne atmasıyla başlar, arkasından sol, sağ, sol… Şeklinde yapılacak sahne çizgilerine göre devam eder. Bu arada sağ kolumuzda bakraç (süt ya da yoğurt koymak için yapılmış küçük kova) bulunmaktadır. Gidiş işleminden sonra sağ ayak geriye atılacak şekilde olduğumuz yere ister ayaküstüne isterse diz üstüne çökülür ardından süt sağma, el silme ve ter silme hareketleri yapılır. Daha sonra yine yürüme adımıyla oyuna son verilir.
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir.

16-TEŞİ (ERKEK)  

Aslında bayanların teşi oyununun kırsal kesimde erkekler tarafından taklit edilerek bir nevi eğlenceye dökmeleriyle oluşmuş bir oyundur. Adım cümlesi olarak Şur-u Mertal (Kılıç Kalkan) oyunundaki adım cümlesi örnek alınmış ve bayan hareketlerini erkekler yaparak bulundukları ortama neşe katmışlardır.

İki ayrı gurup ve her grubun başında gurubu yönlendiren ekip başları bulunmaktadır. Oyuna giriş çepik oyunundaki ayak figürleriyle aynıdır. Kollar ise bir gurupta sol, diğerinde ise sağ kol serbesttir, öteki kol ise öndeki oyuncunun yeleğini arkadan tutacak şekildedir. Sahneye yerleşinceye kadar oyun böyle devam eder. Sonra isteğe bağlı olacak şekilde bir gurup yere diz üstüne çöktürülür, diğer  gurup ayakta kalacak şekilde oyun seyir eder.

Sahneye yerleştikten sonra bir ekip başı bir bayanın süslenmesini diğer ekip başı ise bir bayanın kırsal kesimde mevcut aletlerle yağ yapmasını taklit ederken, ekibin diğer oyuncuları ise ekip başlarını el ve küçük tokatlarla rahatsız eder. Ekip başları ise bu el ve tokatlara sinirlenerek elindeki sopayla (Haziran Ağacı) diğer oyunculara sert olmayacak şekilde vurur oyun bu şekilde icra edilir.
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir.

17-GUR-U PEZ (KURT-KUZU)  

Yöre halkının büyük geçim kaynaklarından biride hiç şüphesiz hayvancılıktır. İşte bu seyirlik oyunumuzda yöre halkının yaptığı günlük işleriyle ilgilidir. Yöre halkından çoban günlük hayatta koyun, kuzu otlatmak ve bunları dışardan gelebilecek tehlikelere karşı korumakla yükümlüdür. Bu oyunda kırsal kesimde çobanın koyunları otlatmak üzere yaylaya götürmesi ve yaylada karşılaşılan tehlikeler anlatılmıştır.

Oyunda oyuncular ayaklarının üzerine çökecek şekilde sahneye çoban tarafından getirilir. Çobanın hemen yanında sürüyü koruyacak köpekte bulunmaktadır. Çoban koyunlara yemlerini verir, kendiside bir köşeye çekilip yemeğini yer ve ardından sigarasını içerek uyur. Daha sonra sürüye kurt saldırır, kurt bir koyunu yer ve gider çoban uyandığında kurt kaçmıştır. Çoban kaybedilen koyun için köpeği suçlar ve köpeğini tekmeler. Daha sonra kurdun tekrar geleceğini düşünen çoban sürünün içine girerek kurdu beklemeye başlar, gelen kurdu tüfeğiyle yaralar ve hemen köpek kurdun üzerine atılarak kurtla boğuşur ve kurdu tamamen cansız hale getirir. Oyunun bitiminde yani kurdun vurulmasından sonra çoban kurdun ayağından tutup hem kurdu hem de ekibi dışarıya alır.
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir.

18-HASAT

Bu oyunda insan, doğa ilişkileri ve kırsal kesimdeki günlük yaşantı anlatılmıştır. Oyun içerisinde oyuna dışardan tarla sahibinin gelmesi ve ürüne bakıp bereketli gelen ürün için sevinmesi ve bu arada tarlada çalışanlarla yemek yemesi oyuna ayrı bir güzellik katmıştır.

Oyuncuların ellerinde tırpan bulunup, bir hasat olayı canlandırılmıştır. Sol elde tırpanın sapı, sağ elde ise bıçak bölümü tutulup ekin biçimi ifade edilmiştir. Önce sağ ön vereve sağ ayak atılması ardından sol ön vereve sol ayağın atılmasıyla seyir eder. Bu arada sağ kolla tırpan sağ tarafa açılır sol kolla ürün biçilir. Bu figürlerin bitiminde tarla sahibinin gelmesi ve birlikte yemek yenmesiyle oyun son bulur.
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir.

19-KELEK 

Kelek nehirde taşımacılık için kullanılan bir araç adıdır. Yöre halkı kırsal kesimde odun toplayarak hem kışın yakacağını temin etmiş, aynı zamanda odunları satarak bir iş imkanı sağlamıştır. Bu oyunda ciddi anlamda bir duygusallık mevcut olup oyun esnasında ışıkların kapalı olması, ekibin içeriye ellerde fanuslarla gelmesi, oyuna ayrı bir güzellik katmıştır.

Bir aile toplanıp kelek ile nehrin karşı kıyısına odun toplamaya giderken aileden birinin azgın Dicle nehrinin sularına düşüp boğulması ve ardından yakılan ağıtlar ve bu afete karşı dile getirilen sitemler dile getirilmiştir. Eski zamanlarda yine odun kesmek için Dicle’nin karşı tarafına geçen halk, odunu keserken, o bölgede bulunan oduncular kelekçilere (odun kesmeye gelenlere) odun kestirmez ve bazen de karşı tarafa geçmelerine müsaade etmezlermiş. Hatta bu olay bazen uzun sürdüğünden merkezdeki halk belli bir süre odunsuz kalırmış.

Ekip başı ve ekip sonunun elinde kelek küreklerini anımsatacak biçimde iki sopa diğer oyunculara ise etrafı aydınlatacak fanuslar bulunur. Ekip başı ekipten önde kürek çekmeyi canlandırarak önce sağ ön vereve sağ adım, sonra sol ön vereve sol adım atarak oyuna başlar. Arkasında oyuncular belden eğilerek herkes bir öndekinin sağ omzuna elini koyacak şekilde ekip başıyla aynı adımları atarak oyun seyir gösterir.

Daha sonra sahneye yerleşildiğinde ekip başı ve ekip sonu dışardan gelecek tehlikelere karşı etrafı gözlerler, oyuncular ise etrafı aydınlatacak fanusları yerlere bırakıp odun kırmaya başlarlar odunlar kırılıp toplanır. Sonra hep birlikte oyunu giriş şeklindeki gibi oyuna devam edilirken ekipten biri düşer ve bütün ekip düşen oyuncuyu arar, belli bir süre sonra oyuncunun cansız bedenini bulurlar. Bu sırada oyuncular tarafından feryatlar yakılıp, Dicle nehrinin azgın sularına sitem dile getirilir. Daha sonra oyuncular boğulan oyuncuyu alıp sahneden çıkarlar.
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir.

20-ŞUR-U MERTAL (KILIÇ-KALKAN)   

Bu oyunumuzda yörede aşiretler arasında çıkan kavgaları ve bu kavgalarda insanların kendilerini ve yakınlarını korumak istemesi anlatılmıştır. Yörede çıkan tartışmaları, kavgaları tatlı ve sert bir biçimde oyuna dökmüşlerdir. Yörede çok yaygın bir oyun olup ekip başlarının kendine özgü maharetiyle daha anlamlı ve güzel bir hal almıştır. Ciddi anlamda maharet gerektiren bir oyundur.

İki grup oluşur, grup başlarının ellerinde sopalar diğer oyuncularda ise ayakkabıların sol teki ele giyilir. Ekip başlarından gelecek darbelere karşı ayakkabılar kalkan, sopalar (Haziran Ağacı) ise kılıç vazifesi görür. Genelde darbeler baş tarafadır. Oyun adımları çepik oyununun adımıyla aynıdır fakat el vuruşu yoktur. Oyuncular birbirinin arkasında tek sıra halinde dizilirler. Oyuna ekip başları önde olacak şekilde diğer oyuncular ise sırayla herkes önündekinin yeleğinden tutacak şekilde sıralanır. Ekip başlarıyla önce sol, sağ, sol ayak öne atılır daha sonra sağ topuk sol ayağın yanına sonra sol topuk sağ ayağın yanına gelip topuk vurulur ve öne atılır. Oyun gurup başlarının birbirine ve diğer oyunculara vurmasıyla seyir gösterir. Başlığı düşen mağlup sayılır ve diğer tarafa geçer aynı zamanda diğer gurup galip sayılır.
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir.

21-BUKA BARANé (ÇÖMÇE GELİN) 

Yörede kuraklık döneminde, yağmurun yağması için yapılmış bir oyundur. Bu oyun yörede genelde çocuklar tarafından icra edilir. Oyun içerisinde değişik ve yöresel maniler bulunur. Dini inançlar bu oyunda ağırlıklı olarak görülmüştür.

MANİSİ 

Çömçe gelin ne ister

Allah’tan yağmur ister

Ekmek ister, su ister

Bulgur ister, yağ ister

Türkçe olanların maalesef %90’ nı sonradan uydurmadır. Sadece ritmine uyarlıyarak orjinallikleri sorunlu olma ihtimali yüksektir.

Yağmur yağması için büyük tahta çömçenin (Kepçe) iki yanına kollar yapılıp, üzerine kumaş elbise giydirilir ve başına bezler sarılarak bebek şekli verilir. Kollarından birer çocuk tutar ve kapı kapı dolaşıp mani okurlar. Ev sahibi kadınlar bir çömçe bulgur, bir kaşık yağ verip bebeğin başından bir kova su dökerler. Kapı önünde gelecek malzemeyi beklerken kadın halayı oynanır. Eller parmaklardan kenetlenecek şekilde iç içe geçirilir ve sağ ayakla beraber sağ ön vereve adım atılır arkasından sol ayak atılır. Sonra yerinde önce sol diz iki defa sonra sağ diz iki defa öne çıkarılır.
Oyun alanı geniş olup, oyun formu ve sayılar istenildiği şekilde düzenlenebilir.

YÖREDE HALK OYUNLARI KOSTÜMLERİ

Diyarbakır yöresinde hakim olan sert karasal iklim ve yarı kurak yayla iklimi sebebiyle yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise çok soğuk geçer. Birazda bu iklimin etkisiyle halk arasında birlik, beraberlik, dayanışma daha yoğundur. Bu yoğunluk geleneklere daha sıkı sarılmayı, inançlarına daha fazla sahip çıkmayı beraberinde getirmiştir.

Tüm bu geleneklere bağlılık giyim kuşamın muhafaza edilip günümüze kadar dimdik ayakta gelmesini kolaylaştırmıştır.

Halk oyunları denilince en önemli unsurlardan biri de şüphesiz giyilen kıyafettir. Yöresel özellikleri tamamıyla yansıtan ögedir kıyafet. Diyarbakır yöresel özelliği sebebiyle giyimin yeri çok önceliklidir. Cumhuriyet Dönemi’nde giyilen şehir kıyafetleri de yöre halkının giyimine her dönem ne denli özen gösterdiğinin belgesidir.

Yörede giyilen kıyafeti etkileyen unsurlardan bazıları;

Yörede birçok kültürün beraber yaşaması ve kültür alışverişinde bulunulması, özündekini kaybetmeden giyilen kıyafetleri etkilemiş ve bu etkileşim yöre kıyafetlerine zenginlik katmıştır.

Yörenin iklimi, coğrafyası ve içinde bulunduğu ekonomik şartlar kıyafetler üzerinde etkili olup günlük yaşamda daha güzel görünüp, insanlar üzerinde güçlü gözükmek ve özel günlerde kendini öne çıkarmak faktörleri kıyafetler üzerinde önemli rol oynamıştır. Bölgede hâkimiyet kuran medeniyetlerin kıyafetlerle ilgili koyduğu yasaklar ve önerdiği kıyafetler hiç şüphesiz ciddi birer etken olup kutsal kitaplar ve dini yayan insanlar giyilenler hakkında kesin hükümler verdiğinden dinsel inançlar bireylerin giyimi üzerinde ciddi anlamda etkiler bırakmıştır.

Bunun yanında Türkiye Halkoyunları Federasyonunun yarışma kurallarından kaynaklı tektip elbise formatından dolayı yörede kullanılıp ama yarışma ekiplerine yansımamalrından kaynaklı, özellikle son 30 yılda unutulma tehlikesi sözkonusudur.

1- ERKEK GİYSİLERİ

a-ERKEK BAŞLIĞI: Şehirlerde, Fes giyilirdi etrafında sarık sarılırdı. Kırsalda ise deve tüyü tiftik külah giyilirdi. Küllahın etrafında ilimizin ünlü ipek puşuları sarılırdı. Puşuların etrafına ve sivri uçlarına da çeşitli süslemeler yapılırdı. Üzerine de  gümüş üçlü veya beşli nuskalar takılırdı.

Bunlardan başka cemedani (Kefi-çefi) denilen Egal de erkekler başlarına takarlar. Cemedani genellikle karacadağ ve çınar kesimlerinde yaygın şekilde kullanılıyor. Bir diğer erkek başlığı da sekiz köşe şapkasıdır(Cumhuriyet dönemi şapka devriminden sonra gelen bir uygulamadır).

b-  DERPé- KIRAS : Erkeklerin Altan ve üsten giydiği giysidir. Kendi dokudukları beyaz adlı bezden yapılır. (Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Devletin birçok resmi memuru, Kürtlere bu yüzden ‘Beyaz donlular’ derdi) Derpé şalvarın aynısıdır.biçim olarak kıras ise dizlerden üç dört parmak kadar sarkan aynı bezden yapılan erkek entarisidir. Buna Zübun da denir. Kol uçlarında purçıkleri (püskülleri) vardır. Sıfır yaka ve tek düğmelidir.

Üzerine siyah işlemeli yelek giyilir. Kışın ise Haşo denilen pamuktan yapılmış dikişleri baklava dilimleri olan bir tür ceket giyilir.Diyarbakırda halende yer yer giysi olarak kullanılmaktadır.

c- ŞALVAR- YELEK : Eskiden tezgahlarda ürettikleri yünden ve keçi kılından yaptıkları giysilerdir. Günümüzde ise fabrikalarda üretilen gabardin kumaştan yapılan şalvar yelekler giyilmektedir. Yelek de kırk döğme, açık ve kapalı yelek diye ayrılır. Eskiden şehir merkezinde ise, ağır kumaştan yapılan entari giyilirdi. Kumaşı ise mantin veya haki denilen kumaş cinsleri idi. Entarilerin önü açık ve ayak uçlarına kadar uzundu. Kışın ise şaldan entari giyerlerdi.

Gömlekler ise mor element denilen kumaştandı. Yakaları hakim yaka, kollar düğmesizdi. Kırsal kesimde ise aba giyilirdi. Aba da iki çeşitti. Ata bindiklerinde, önü açık kolsuz süvari tipi aba idi. Bu ayaklara kadar uzundu. Diğeri ise normal günlerde giydikleri keçeden yapılan yarım aba idi. Karacadağ bölgesinde ise kadın kotiklerine benzer erkek kotikleride giyilirdi. İlçelerde ise cekete benzer işlemeli mintan giyilirdi. bugün ise normal kumaşlardan gömlek yapılıp giyilmektedir.

KADIN KOSTÜMÜ 
a- BAŞA GİYİLENLER

KOFİ

18. Yüzyıldan günümüze kadar kadın başlığı olarak Kofi kullanılmıştır. Kenarları çuhaya benzer kumaşla çevrelenmiş, tepesi ise ipek veya benzeri İpliklerle elde edilmiş bir başlıktır.

Parçaları ise ;

– Tar denilen tas biçimindeki tahta ya da tenekeden yapılmış malzeme

– Tarın üstüne geçirilen saçaklı ya da saçaksız fes

Kofiye takma saç eklenir ve yanlardan örgüler sarkıtılır. Açık başa önce beyaz renkte tülbent sonra yörede şaar denilen sarık ve bununda üzerine genelde canlı renklerden seçilen puşular sarılır. Kofinin üstüne sarılan şaar düğümüne göre takan kişinin hangi bölgeye ait olduğunu belirtir.

FES

Keçeden yapılan, baştan bele kadar uzanan, iki türlüsü olan bir başlık çeşididir.

– Fini Fes ; Saç bağı olmayan ve içinde kasnak bulunan, genelde yaşlıların tercih ettiği fes çeşididir.

b- ENTARİ : Kırsal alanda çiçekli desenlerden oluşan basma (fistan) veya pazenden entari giyerlerdi. Üzerine de üçetek giyerlerdi. Üçeteklere Dari veya taki, bazı yerlerde de geftan derler üçetekler önden ve yandan yırtmaçlıdır.Üzerine ise Haso, Karacadağ bölgesinde ise kotik dedikleri cekete benzer üzeri işlemeli ve başka figürler bulunan mantin giyerler. En altta ise Derpé (tuman) dedikleri kadın şalvarı giyerlerdi. Bele de agabani sarılır. Şehir merkezinde ise Diba, Atlas, Canfes, Mantin denilen ağır kumaştan yapılan giysileri giyerlerdi. Kışın ise kadife, ağır yünlü kumaştan, atlastan, entari üzerine işlemeli hırkalar giyilirdi. Entariye Zubun veya fistan denilir.

c-  AYAKLAR : Kadınlar ayaklarına ilk zamanlar çarık, sonraları paçikli kundura giyerlerdi. Çorap olarak ta yün çorap kullanılırdı. Aksesuar olarak sırık, hızma, gümüş, kemer, gerdanlık, halhal, küpe, gümüş tepelik kullanılır, göze sürme çekilir.07.01.2018

 

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ